TÜRKİYE CANIM FEDA Bebeğinizin kokusunu anlatabilirmisiniz? - Blogcu



Bebeğinizin kokusunu anlatabilirmisiniz?

8/2/2010 - Emzik hakkında merak edilenler

Kategori: _ocuk gelisimi

Çoğu anne-baba doğumdan önce, "Bebeğimize emzik vermeyeceğiz!" gibi bir karar alır. Ancak bebek doğduktan bir süre sonra özellikle de geceleri ağlama krizleri dayanılmaz bir hal alınca, genellikle ilk işleri koşup emzik almak olur. Aslında emzik sanıldığı kadar suçlu bir bebek gereci değil. Zaman zaman anneyi ve bebeği rahatlattığı için uzmanlar tarafından öneriliyor. Ancak bebeğin gelişiminin olumsuz etkilenmemesi açısından emzik kullanımında dikkat edilmesi gereken önemli noktalar var. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuğba Erener Ercan, konuyla ilgili anne-babalara önemli bilgiler verdi.

Emmek, bebekleri sakinleştirir...

Bebeklerin çok güçlü bir emme refleksi vardır. Bazı bebekler anne karnında bile parmaklarını emmeye başlarlar. Emmenin, beslenme için gerekliliği dışında bebeği sakinleştirici ve rahatlatıcı bir etkisi de vardır. Bebekler, genelde yorgun ve sıkıntılı olduklarında veya rahatlama ihtiyacı duyduklarında emmek isterler. İşte bu nedenle bebekler emziği severler.
Emzik kullanıp kullanmama kararı aslında anne-babalara aittir. Eğer bebek beslenme saatleri dışında da emme ihtiyacı içinde ise emzik verilebilir. Emzik bu emme dürtüsünü tatmin edebilir.

Emzik kullanımında dikkat edilmesi gereken bazı noktalar

• Bebek, anne memesini emme becerisini tam olarak kazanana kadar emzik için beklenmelidir. Önerilen, bebek 1 aylık olana kadar beklemektir. Bu süre zarfında bebek, anne memesine adapte olur ve belli bir emzirme düzeni oluşur. Daha erken başlanan emzik kullanımının, bebeğin anne memesine adaptasyonunu güçleştirdiği düşünülür.
• Bebek zaten biberonla besleniyorsa, böyle bir bekleme süresine gerek yoktur.
• Emzik tek kurtarıcı gibi görülmemelidir. Bebek ağladığında ve huzursuz olduğunda onu kucağa almak veya pozisyonunu değiştirmek, biraz kucakta sallamak veya acıkmış olabileceği düşünülüyorsa emzirmek veya beslemek bebeği sakinleştirebilir.
• Emzik, beslenmenin veya emzirmenin yerini tutmamalı, açken bebeğe emzik verilmemelidir. Bebeğe seçim şansı sunulmalıdır.
• Eğer bebek emzik istemiyorsa, daha sonra tekrar denenebilir. Almıyorsa bebek zorlanmamalı ve emzik vermekten vazgeçilmelidir.
• Uyku sırasında emzik bebeğin ağzından düşüyorsa tekrar ağzına sokulmamalıdır.
• Emzik temiz tutulmaıdır. Temizlemek için anne-baba asla emziği ağzına sokmamalıdır.
• Emzik, yaklaşık 2 ayda bir değiştirilmelidir. Herhangi bir yırtılma, bozulma durumu varsa hemen atılmalıdır.
• Bebeğin boynuna asılmamalıdır. Çünkü emzik askısı bebeğin boynuna dolanarak boğulma riskine yol açabilir.
• Emzik emme süresi sınırlanmaya çalışılmalıdır. Mümkünse uyku saatlerinde ve huzursuz olduğunda emzik verilmelidir. Tüm gün ve sürekli emzik verilmesinden kaçınılmalıdır.

Emzik kullanmanın avantajları

Bebeğin sakinleşmesine, rahatlamasına yardımcı olur. Ayrıca aşılama, kan alma gibi ağrılı durumlarda ağlayan bebeğin sakinleşmesine yarar. Uykuya dalmasını kolaylaştırabilir. Emzik emmeyen bebek bir süre sonra parmağını emmeye başlayabilir. Emzik emmek, parmak emmekten daha iyidir. Çocuğu emzikten vazgeçirmek parmak emmekten vazgeçirmekten daha kolaydır. Son çalışmalar, emzik emmenin ani bebek ölümü riskini azalttığını göstermiştir.

Emzik kullanmanın dezavantajları

Emzik kullanımına erken başlamanın (1 aylıktan önce) emzirmeyi olumsuz etkileyebileceği, bebeğin anneyi emmesi ve anne memesine alışması konusunda adaptasyon güçlüğü yaşatabileceği düşünülür. Emzik kullanımının az da olsa orta kulak enfeksiyonu riskini arttırdığı görülür. Bununla birlikte, orta kulak enfeksiyonu ilk 6 ayda fazla olmaz. Uzun süreli emzik kullanımı diş sorunlarına yol açabilir. Hayatın ilk birkaç yılında önemli sorunlara yol açmaz. Ancak pek çok çalışma sonucunda, uzun süreli (5 yaş ve üzeri) ve uygunsuz (şekere, reçele batırma gibi) emzik kullanımının kalıcı diş problemlerine yol açtığı görülmüştür.


Emzik hangi yaşta bırakılmalı?

Emziği bırakmak için uygun zamanı anne-baba belirlemelidir. Ama mümkünse 2 yaşından önce emziğin bırakılması sağlanmalıdır. 2 yaşından önce çocuklrın hafızaları kısa sürelidir ve bir süre ortalarda olmayan bir emziği unutabilirler. Ancak emzik bıraktırma çok hızlı ve ani yapılmamalıdır. Çünkü bebek emzik emmek yerine parmağını emmeye başlayabilir veya başka davranışlar geliştirebilir. Özellikle sık kulak enfeksiyonu geçiren süt çocuklarında, bebek yaklaşık 10 aylık olana kadar emziğin bırakılması tavsiye edilebilir. Aslında pek çok çocuk 2-4 yaş arasında kendi kendilerine emzik emmeyi bırakır.

EN ÇOK SORULAN SORULAR

Emziğin tabanı olmalı mı?

Emziğin tabanı olmalıdır. Çünkü emzik tabanı bebeğin emziği yutmasını engeller. Ayrıca taban üzerinde hava geçişini sağlamak için delikler olmalıdır.

Silikon emzik mi, kauçuk mu?

Özellikle silikon emzikler önerilir. Silikon emzikler, daha dayanıklıdır ve daha kolay temizlenir. Kauçuk emzikler ise daha kolay bozulur.

Damaklı mı, damaksız m?

Damaklı emzikler, damağa daha iyi adapte olurlar ve damak yapısında herhangi bir bozukluğa neden olmazlar. Damaksız emzikler, damağa baskı yaparak damak yapısını bozabilecekleri için 1 yaşından sonra önerilmez.

Gece de kullanılabilir mi?

Gece kullanımında hiçbir sakınca yoktur. Çocuğun uykuya dalmasını kolaylaştırabilir. Ayrıca son çalışmalar, uykuda emzik kullanımının ani bebek ölümü riskini azalttığını gösterir.

Şekere batırılabilir mi?

Şekere veya reçele batırılması asla önerilmez. Bu uygunsuz kullanım şekli diş çürüklerine yol açar.

Nasıl temizlenmeli?

İlk 6 ay çocuğun bağışıklık sistemi henüz olgunlaşmakta olduğu için kullanımdan önce kaynatılmalı (yaklaşık 5 dakika) veya bulaşık makinesinde yıkanmalıdır. İlk 6 aydan sonraki kullanımlarda sabunla ve ılık su ile yıkanmalı, iyice durulanarak kurumaya bırakılmalıdır. Bu dönemde sterilizasyon gerekli değildir. Anne, emziği temizlemek için asla kendi ağzına sokmamalıdır. Bu durum ağızdaki mikropların emzik aracılığıyla çocuğa bulaşmasına yol açar.

 

 
 

YAZININ DEVAMI OKU...
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

8/1/2010 - Çocuğunuzla inatlaşmayın

Kategori: _ocuk gelisimi

Uzmanlar, ebeveynlerin, küçük yaştaki çocuklarıyla inatlaşmamaları konusunda uyarıda bulundu


 
Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü’nden Pedagog Güzide Soyak, çocukların gelişimleri içerisinde anne-babaların zorlandığı dönemleri yorumladı

1 yaş dönemi: Bu dönem sonuna doğru çocuklar yürümeye başlar. Yürümek ve bedenine hakim olabilmek keyif verir. Dokunarak ve çeşitli deneyimlerle öğrenmesi hızla ilerler.

Bu döneme kadar yetişkinlerine bağımlı olan bebek bağımsız olmanın hazzına varır. Her deneyim yeni bir öğrenmedir. Birçok öğrenme deneyimi içerisinde riskleri de barındırır. Ebeveynlerin kaygılı yapıda olması, farklı tutumlar sergilemeleri çocuğun karışık olan kafasını daha çok karıştırır.

Tehlikeli girişimlerde onun yaşamasını beklediğimiz kaygıyı onun yerine yaşayarak duygumuzu, tutumumuzu dayatmış oluruz. Onun duygusunu anlayamamak ilişki içerisinde önce huzursuzluklara daha sonra inatlaşmalara varır.

2 yaş dönemi: Bu dönem itibariyle çocuk yeni ve zor bir döneme adım atmaya başlar. Benmerkezcidir ve herşey onun istediği gibi olsun ister. Davranışları olgun değildir. Israrcı olmamak bu dönemde yapılması gereken en iyi tutumdur.

Kendi yapabileceklerinin sınırları arttıkça, ısrarlar da artar. Öğrenme deneyimleriyle başarılı ya da başarısız olduğu alanların farkına varır. Kabul ettiremediği durumlarda çatışma yaşanmaya başlar. Başarısızlık duygusu yaşar.

Çocuğun inatlaştığı konu sıkıntısını açıklamaya yetmeyebilir. Yemek için inatlaşan bir çocuk, yenidoğan kardaşi ile ilgili hiçbir duygusunu yansıtmıyor olabilir. İnatlaşılan davranışa değil, bütün yaşamı içindeki faktörlere bakarak çözümler aramak gerekir.

4 yaş dönemi: Çocuğun sosyal sınırları kavradığı, birlikte yaşamanın kurallarını öğrendiği bir dönemdir. Bilinçli aileler bile bir problemin normal olup olmadığına ya da ne zaman geçmesi gerektiğine karar vermekte zorluk çekebilirler.

Bu dönemde kazanılmış becerilerin geri dönmesi (alt ıslatma zamanına uyum) sıkça görülür. Anne ve babalar çocuğun bunları bilinçli yaptığını düşünüp, sorunu görmek istemeyebilir.

Ceza vermek, azarlama, kolay ve ilişkilerini bozan tutumlardır. Soruna sadece alt ıslatma olarak bakmak ve bunu çözmeye çalışmak başarısızlığı getirir. Çocuğun ne yaşadığını, ilişkilerinin kalitesini, yaşantılarında değişen unsurları gözden geçirmek faydalı olur.
 

YAZININ DEVAMI OKU...
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

20/12/2009 - Hamile kalmanın en iyi yolları

Kategori: Dogum _ Gebelik


 


Bazı kadınlar hiçbir doğum kontrol yöntemine başvurmadan kolayca hamile kalır. Kimileri içinse hamile kalmak, zahmetli ve sıkıntılı bir dizi yöntem, prosedür ve test anlamına gelebilir.

 

Hamile kalma denemelerine yeni başladıysanız ya da bunu bir süredir deniyorsanız, bu konuyla ilgili bazı önemli noktaları bilmekte fayda var. Kadın doğum uzmanlarının önerilerine birlikte göz atalım.

Sık sık seks yapın

Bu, üzerinde durmaya gerek olmayan bir şeymiş gibi görünebilir ama özellikle heyecanlı çiftler için en sık gözden kaçırılan konudur. Yumurtlama döneminizi bilmiyorsanız ya da adet kanamalarınız düzensiz oluyorsa, her gün seks yapmak eninde sonunda işe yarayacaktır.

 

Yumurtlama dönemlerinizi not edin
Adet kanamalarını 28 günde bir, düzenli geçiren kadınlar için yumurtlama tarihi adet başlangıcından 14 gün sonradır. Eğer bu döneminizi düzenli geçirmiyorsanız, yumurtlama zamanınızı tespit edebilen yumurtlama araçlarından yararlanabilirsiniz.

 

Yumurtlama zamanını tespit eden birçok aygıt, idrarınızda bulunan Lüteinik hormon seviyesini ölçer. LH, yumurtlamadan 36 saat önce artmaya başlar ama aygıtların çoğu bunu 24 saat öncesine kadar saptayamaz. Adet kanamaları düzenli olan bir kadın, adet başlangıcından sonraki dokuzuncu veya onuncu günde idrarını test etmelidir. Böylece hormon artışındaki değişiklik dönemini kaçırmamış olur.

 

Vücut ısınızı kontrol ederek de yumurtlama zamanınızı tespit edebilirsiniz. Normal vücut ısınız yumurtlamadan 24 saat önce yarım derece düşer; yumurtladıktan sonra tekrar normale döner. Yalnız dikkat etmeniz gereken bir nokta var: vücut ısısı hastalıklar yüzünden de düşebilir. Bu yüzden sadece bu tekniğe güvenmekten kaçının.

 

Yumurtlamadan önce daha çok seks yapın
Hormonlarınızın tavana vurduğu gün ve sonraki 2 gün boyunca bol bol seks yapın. Sperm uterusun içinde 24 saatten 48 saate kadar yaşayabilir. Yani, yumurtlama başlamadan önce orada hazır bulunan spermin yumurtayla birleşmesi için yeteri kadar zamanı vardır.

 

Seks yaparken eğlenin
Unutulmaması gereken en önemli şey, seks yaparken eğlenmektir. Rahat ve neşeli olduğunuzda ya da kendinizi iyi hissettiğinizde vücudunuz da daha formda olur.

 

Kendinize zaman tanıyın
Yumurtlamayla ilgili yaşadığınız problemlerin çözüme kavuşması ve vücudunuzun hamileliğe hazırlanması biraz zaman alabilir. Bu konuda sakın yalnız olduğunuzu düşünmeyin. Yapılan araştırmalara göre bebek sahibi olmak isteyen birçok kişinin hamile kalması yaklaşık 6 ay kadar sürüyor ve aralarından sadece % 85'i o yıl içinde bebek sahibi oluyor.


 

YAZININ DEVAMI OKU...
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

11/12/2009 - KARDEŞ İLİŞKİLERİ VE KISKANÇLIK

Kategori: _ocuk gelisimi


 

TANIM :
Kıskançlık, sevilen birinin başkası ile paylaşılmasına katlanamamaktır. kıskançlığın içgüdüsel yani doğuştan getirdiğimiz genlerimize şifrelenmiş olduğu ileri sürülmektedir. Yaşamın her döneminde görülebilir ancak çocuklukta biraz daha yoğun yaşanabilir. Bu duyguyla ilk tanışma iki yaş civarındadır. Doğal, evrensel ve insanı oldukça mutsuz eden bir duygudur. Önemli olan ne boyutta yaşandığıdır. Çocuk, herkesin kendisinden daha iyi olduğunu ve kendisinin herkesten daha az sevildiğini düşünmeye başlar. Özellikle küçük çocuklarda yeni doğan kardeşi kıskanma kimi zaman yaşamı etkileyecek ve davranış bozukluğuna neden olacak derecede yoğun yaşanabilen bir duygu olabilmekte ve yardım gerektiren bir hal alabilmektedir.

NEDENLER:

*Doğal bir duygu olan kıskançlık sevilen kişinin bir başkasıyla paylaşılamamasından ve temelde güvensizlikten kaynaklanır. O ana kadar kendine yöneltilen ilgi ve dikkatin kardeşine yöneltilmesinden doğan rahatsızlık en temel nedendir. Kardeşin doğmasıyla birlikte ona ayrılan zamanın azalması çocukta, bebeğe karşı gibi görünen ama aslında ana babaya karşı olan kızgınlık, kırgınlık gibi duyguların gelişmesine neden olabilir. Çocuk kendini terk edilmiş, güvensiz ve desteksiz hissetmeye başlar.

*Kardeşler arası kıskançlığın derecesi, yeni bir çocuğun doğumuyla anne babanın tutumunda olan değişikliklere, büyük çocukla ebeveyn arasında yerleşmiş olan ilişkiye ve çocuğun bebeğe olumsuz bir etkide bulunmasına göz yumma hoşgörüsüne bağlıdır.

* Kıskançlık derecesinde rol oynayan bir başka etken de kardeşler arasındaki yaş farkıdır. Yaş farkı az olan kardeşlerde kıskançlığın görülme sıklığı, yaş farkı fazla olanlara oranla biraz daha yüksektir.

*Dışarıdan insanlarla akrabalarda bazı olumsuz düşüncelerin doğmasına neden olabilirler. Kendisinden büyük bir kız kardeşi olan çocuğa saçlarının neden ablası gibi kıvırcık olmadığını sormak, ablaya da kardeşinin boyunun onu yakaladığını ve yakında onu geçebileceğini söylemek (sanki bunlar kötü bir şeymiş gibi) hem gereksiz hem de olumsuz etkileri olan yaklaşımlardır. Çocukların birbirleriyle rekabete girmelerini, kızgınlık duymalarını sağlayabilir.

*Cinsiyete göre de bazı farklılıklar yaşanabilir; çocuk kız ve doğan kardeş erkek ise, ana-babanın kendi cinsiyetinden hoşnut olmadığını düşünebilir. Ailelerin cinsiyete ilişkin tercihi varsa ve bunu yansıtıyorlarsa, cinsiyete göre kıskançlık yaşanması kaçınılmaz hale gelir.

*Bazı çocuklar mizaçlarından dolayı daha kıskançtır.

BELİRTİLER:

*Kardeş kıskançlığı, kendine acıma, üzüntü, küçük düşme korkusu, can sıkıntısı, öfke, nefret ve intikam alma düşüncelerinin yanı sıra sevgi, koruma ve yakınlık hissetme isteği gibi karışık duyguların bir bileşiminden oluşmaktadır. Bu duygulardan en etkili olanları öfke, kendine acıma ve üzüntü duygularıdır.

*Çocuk o güne kadar evde kendisi ilgi ve sevgi odağıyken birden ikinci plana itilmiş gibidir. Artık anne babasının ve diğer yakınlarının sevgi ve ilgisini kardeşiyle paylaşmak durumundadır. Sevilmediği düşüncesiyle anneden tamamen uzaklaşır, içe kapanır, yemek yememeye ve zayıflamaya başlayabilir.

* Kabus gördüklerini, çişlerinin geldiğini bahane ederek ilgiyi kendi üzerlerine çekmeye çalışırlar. Altını ıslatma, parmak emme gibi davranışlarla önceki gelişim evresine gerileme görülebilir.

* Hem gün içinde hem de geceleri aşırı sinirli olurlar. Huzursuz bir görünümleri vardır, sakinleşmekte zorlanır ve kimi zaman çevrelerindeki insanlara öfkeli davranabilirler. Kendine ya da eşyalara yönelik saldırgan davranışlarda bulunabilirler.

*Evden ayrılmayı reddetmeyle birlikte (Örn: okula gitmek istememe) baş ağrısı, mide bulantısı gibi psikosomatik belirtiler, (emin olmak için fiziki muayene yaptırılmalıdır) huzursuzluk, isteksizlik ve diğer stres belirtileri sık, sık gözlenebilir.

*Yeni bir kardeşin doğumu çocukta ilgi ve koruyuculuk, sıkıntı ve kıskançlık gibi çelişkili duygular yaşanmasına neden olur. Artık eskisi kadar sevilmeyeceği korkusu daha anne hamileyken başlayabilir. Son aylarda annenin yorgun, isteksiz ve yeni gelecek kardeşin hazırlıkları ile uğraşıyor olması çocuğun huysuzlaşıp, anneden ayrılmak istememesine neden olabilir.

*Bazı çocuklar kıskançlık duygularını açıkça ortaya koyarak kardeşine vurma, onun oyuncağını kırma, "ondan nefret ediyorum" deme gibi davranışlar gösterirken bazıları da bu duygularını bastırır ve aşırı sevgi gösterir, bu davranışın altında çoğu zaman ana-babanın sevgisini kaybetme, tepki görme korkusu yatar.

*Anne babaya sık, sık onu sevip sevmediklerini sorma ve sevgilerinden bir türlü emin olamama yaşanabilir.
ÖNERİLER:

*Kardeşi doğmadan önce ona anlayabileceği bir dilde aileye yeni bir üyenin geleceği, evdeki ortamın her zamankinden daha heyecanlı ve karışık olabileceği, örneğin eve sık, sık misafirlerin gelip gideceği, annenin hem yorgun olacağı hem de bebekle daha çok vakit geçirmek zorunda kalacağı, çünkü küçük bir bebeğin gereksinimleri olduğu ama aynı şeylerin o doğduğunda da yaşandığı ve her şeyin zamanla tekrar düzene gireceği anlatılabilir. Böylece çocuk psikolojik olarak daha hazırlıklı olacaktır. Bunları anlatmak için son ana kadar beklenmemelidir.

* Öncelikle rahatlayın, çocuklar etraflarındaki yetişkinlerin davranışlarından etkilenirler. Büyük çocuğunuzun kardeşine nasıl tepki göstereceği konusunda endişeliyseniz çocuğunuzda gergin olacaktır.

*Çocuğa somutlaştıramayacağı sözler söylemeyin. "Sakın endişelenme seni de bebek kadar seveceğiz" cümlesi iyi niyetli olsa da çocuğun anne babanın sevgisi için kardeşle yarışmasına yol açar.

*Hamilelik döneminde babası ya da başka bir aile üyesi (anneanne, babaanne) büyük çocuğun bakımıyla ilgili yemek yedirme, banyo yaptırma, uyutma gibi işlere başlayabilir. Böylece anne hastanedeyken ya da bebekle meşgulken çocuk kendini ihmal edilmiş hissetmez ve yaşantısının değiştiği fikrine kapılmaz.

*Anne baba aralarında işbölümü yaparak, anne yeni bebekle ilgilenirken babanın diğer çocukla ilgilenmesi çocukta kendisiyle de ilgilenildiğini hissetmesini sağlar.

*Anne babanın çocuğa kardeşin doğdu ama senin dünyanda değişen bir şey yok, sana olan sevgimizde bir azalma yok mesajını sadece sözcüklerle değil davranışlarla da iletmelidirler. Bu da ancak çocuğa zaman ayırmaya devam ederek onunla konuşarak, onunla ortak faaliyetlere girerek ve ona sorumluluk vererek olur.

*Kıskanan çocukla mümkün olduğunca nitelikli zaman geçirilmeye çalışılmalı, daha önce yapmaktan hoşlandığı alışkanlıklarını gerçekleştirmesine olanak verilmelidir. Yeni gelen kardeşle birlikte önceden gerçekleşen oyun parkına gitme, akşam yemeğinden sonra hikaye okuma gibi etkinlikler birden bire son bulmamalıdır. Bu sayede çocuk statü kaybına uğramadığını fark ederek özgüvenini yitirmeyecektir.

* Yeni doğan bebeğe aşırı sevgi gösterisinde bulunmak yerine, var olan sevgiyi ilk andan itibaren paylaştırabilmeyi hedeflemek daha doğru olacaktır. Bebeğe sevgi gösterdikten hemen sonra panik içinde çocuğa da aynı şeyi yapmaya çalışmak doğallığın kaybolmasına ve çocuğun kendisinin zorla sevildiği gibi yanlış bir fikre kapılmasına neden olacaktır.

*En iyi niyetli misafirler bile sadece bebekle ilgilenip büyük çocuğu unutma eğilimi içindedirler. Yakınların yalnızca bebekle ilgilenmemelerini, büyük çocuğa da alışık olduğu tarzda ilgi ve sevgi göstermelerini söylemek, "Kardeşin doğunca senin pabucun dama atıldı" gibi sözler söylememeleri konusunda uyarmak işe yarayacaktır.

* Bebek için söylenen "Ne kadar yaramaz, sürekli ağlıyor ve beni yoruyor oysa ben seni daha çok seviyorum" gibi bir cümle çocuk tarafından inandırıcı bulunmayıp, tam tersine onu kandırmayı istediğiniz inancı verebilir. Bu da en başta çocuğun size olan güvenini zedeleyecektir.

*Bebeğe sürekli "bebek" demek yerine doğrudan adını söylemeye başlamak bebeğin bir nesne değil de canlı bir varlık olduğunu anımsatacaktır. · Bebeğe "benim" değil "bizim" diye başlayarak hitap etmek ve "Sessiz ol, kardeşin uyuyor" gibi sözlerle çocuğun yaşantısını bebeğe göre ayarlamak kıskançlığı tırmandıracaktır.

*Aşırı kaygı içeren tavırlarla çocuğu bebekten uzaklaştırmaya çalışmak, yapılabilecek en büyük hatalardan biri olacaktır.

*Kıskanmasın diye çocuğa aşırı hoşgörü göstermek durumu kötüleştirecektir. Örn: Önceden yalnız yatan çocuğun anne babasıyla yatmasına izin verilmemelidir. Çocuğa kıskanmasın diye gösterilen aşırı ilgi, bu seferde kardeşinin onu kıskanmasına neden olabilir.

*Bebeğe zarar vermesine izin verilmeyeceği kesin bir dille anlatılmalıdır.

*Çocuk kardeşinin canını yaktıysa, görünüşte çok kötü olan bu davranışın gerçekte bebeğe zarar vermek için değil, bir parça düşmanlık içeren bir incelemeden başka bir şey olmadığını bilin. Burada önemli olan aşırı tepki göstermemek, kibarca reaksiyon gösterip sinirlenmeden (yoksa sizi sinirlendirmek için bu davranışı tekrarlayabilir) uyarıda bulunmaktır. Çocuk mesajı alsa da almasa da iki kardeşi yalnız bırakmamak doğru olacaktır. (Beş yaşına gelene kadar çocuklar zarar verip vermediklerini kavrayamazlar.)

* Bebekle ile ilgili işlerde çocuktan yardım istenebilir. Örneğin bebeğe isim seçme, biberonunun soğutulması, oyuncak ya da giysi seçimi, bebek odasının düzenlenmesi gibi konularda büyük çocuğun katılımı sağlanabilir.

*Kardeşe yönelik olumsuz duyguları reddedip, önemsememek yerine, onları kabul edip, tanımaya çalışın; "Anne, hep bebekle ilgileniyorsun." "Hiç de değil, daha biraz önce sana kitap okumadım mı?" demek yerine "Bebeğe bu kadar zaman ayırmam pek hoşuna gitmiyor." diyerek "Hayır, hiç hoşuma gitmiyor." diyerek duygularını ifade etmesini sağlayabilirsiniz.

*Kardeşler arasındaki karşılaştırmalardan kaçının. Ancak çocuğunda bir zamanlar küçük bir bebek olduğu, aynı bakım ve özenin kendisine de gösterildiği çocuğa anlatılabilir. Çocuğun küçülmüş giysileri, bebeklik fotoğrafları gösterilerek, o bebekken yaşanan anılardan ve onun sevimli hallerinden bahsedilerek kendini daha iyi hissetmesi sağlanabilir.

*Kardeşiyle ilgili karışık duyguları olan çocukların konu edildiği öyküler anlatmak, anne ya da babanın kendi kardeşiyle ilgili ilk hislerini paylaşması, çocuğun duygularını anlaması ve ifade etmesinde fayda sağlayabilir.

*Kardeşini sevmek zorunda olduğu söylenmemeli, "Sen artık ablasın" diyerek, yaşının üzerinde olgunluk bekleyip onun da hala çocuk olduğu unutulmamalıdır.

*Bebeğin gelişiyle birlikte 4-5 yaşlarındaki çocuğu ana okuluna göndermek doğru değildir. Bu durum kardeş kıskançlığını körüklediği gibi çocukta okul sendromunun gelişmesine ve çocuğun içine kapanık ya da saldırgan olmasına yol açabilir.

*Sevginizin eşit olduğunu göstermeye çalışmak yerine; her çocuğa, birbirinden ayrı olarak, sadece kendisine özel bir sevgi duyulduğunu göstermek daha doğru olacaktır.

*Eşit zaman ayırmaya çalışmak yerine, her çocuğa kendi gereksinimine göre zaman ayırmak gerekir. Bebeğin henüz kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar küçük olduğunu dolayısıyla daha çok ilgiye ihtiyacı olduğunu belirtilmelidir .

*Her şeyin eşit olmasına değil, adil olmasına çalışılmalıdır. Örneğin, üç kardeşten ortanca çocuğun "Ahmet'lere kardeşim gidiyor, ama ben gidemiyorum, bu adil değil" şeklinde gösterdiği tepkiye "Kız kardeşinle geçimsizliği sürdürdüğün ve ona vurduğun için Ahmet'lere sadece ağbin gidebilir" biçiminde bir yaklaşım uygun olabilir.

*Kardeşinin giyebileceği, ona küçük gelen giysileri ve oynayabileceği oyuncakları beraber ayırmak işe yarayabilir, fakat vermek istemediği şeyler konusunda onu zorlanmamalıdır. Kendine ait sevdiği bir şeyin kardeşine verilmesi çocuğu üzebilir ve kıskançlığını arttırabilir.

*Ailenin bütün olduğu duygusu herkes tarafından hissedilmelidir. Bunun için bütün ailenin birlikte yapabileceği, gezinti, piknik, alışveriş, film izleme gibi etkinliklere yer verilmelidir.

*Anne-baba çocukla mümkün olduğu her fırsatta birebir iletişime geçerse, birlikte ortak faaliyetlerde bulunurlarsa, çocuğa kardeşiyle ilgili ve evle ilgili küçük sorumluluklar verilirse çocuk kendini hala güvende ve hala sevilen, önem verilen bir kişi olarak hissedecektir.

*Kardeşler arasında kıskançlık hissettiğinizde onları birbirinden uzaklaştıracak değil, yakınlaştıracak ortamlar yaratın.

* Çocukların kavgalarında hakem rolünü almayın. Ana babalar çocukların tartışmalarına katıldıkları zaman çocukların her biri ana babasının diğerinin tarafını tuttuğunu düşünür. Bu da rekabetin yoğunlaşmasına yol açar. Büyük kardeş ana babanın koruyucu desteğini sağlayabilen küçük kardeşten nefret eder. Ana baba ne kadar yansız olmaya çalışsa da işe yaramaz bu nedenle kardeşler anlaşmazlıklarını kendileri çözmelidir. Fiziksel şiddetin olmadığı durumlarda ana babanın araya girmemesi sorunun çözümünü kolaylaştırır.

*Dikkatinizi hemen, sorun çıkaran çocuğa yönetmek yerine, zarar gören çocukla ilgilenmek, kardeşi "mağdur, ezilen" olarak nitelendirmemek gerekir.

* Kim başlattı sorusunu sormaktan kaçınılmalıdır. Çünkü olayı kimin başlattığını öğrenmeye çalışmak çocukların birbirini suçlamasına neden olur. Her bir çocuğun kavganın çıkmasında aynı derecede suçlu olmasından yola çıkarak sonuçlarına eşit şekilde katlanmaları sağlanmalıdır.

* Çocukların kavga etmelerine mümkün olduğunca izin verilmemelidir. Çünkü çocuklar kavga ettikçe deneyim kazanırlar. Kavga ettiklerinde de seçenekler sunulabilir yada iyi geçinme kuralları koyulabilir. Böylece kavga ettikleri ve iyi geçindikleri zaman sonucun ne olacağını bilirler. (İyi geçinirseniz ev kuralları dahilinde istediğinizi yapabilirsiniz. Kavgayı kim başlatırsa başlatsın önemli değil. Ya iyi geçineceksiniz yada lunaparka gitmeyeceksiniz.) Kuralı bozanlara ders vermek amacıyla bir iş vermek hem onların yanlış yaptıkları bir olayı düzeltmelerini hem de olumlu bir davranışta bulunmalarını sağlayabilir.

*Kardeş çatışmasına engel olmanın tek yolu tek çocuk sahibi olmaktır. Çünkü iki yada daha çok çocuğun aynı ortamı paylaşması kaçınılmaz olarak çatışma yaratır. Kardeş kavgasına neden olan zaman ve ilgi konusu ortadan kaldırılamayacağına göre çocuklara kavga etmeyin demek çok etkili değildir. Bunun yerine çocuklar iyi geçinme konusunda yüreklendirilmelidir. Ne kadar iyi anlaşıyorsunuz gibi cümleler çocuğu yüreklendirir ve sizin övgünüzün hakkını vermeye yönlendirir. Ayrıca çocuğun daha çok küçükken paylaşmayı öğrenmeye başlaması kardeşi olduğunda çok fazla bocalamasını engelleyecek, paylaşamamaktan doğan çatışmaları azaltacaktır.

* Kardeşler arasındaki kıskançlık ve geçimsizlik ne kadar yoğun olursa olsun birbirlerinden ayrı kaldıklarında çok özlerler. Bu durum, ilişkilerinin bazen çok bozuk olduğunu düşünseniz de aslında birbirlerini çok sevdiklerini açıklar. 

 

YAZININ DEVAMI OKU...
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

8/12/2009 - Çocuğun ilk doktoru siz olun


Dr. İrem Oral anlatıyor çocuğunuzun hastalık belirtilerini oğrenin bebeğinizi ilk mudahaleyi siz yapın.
 
Çocuğun ilk doktoru olması gereken anne babaların hangi durumların riskli, hangi hallerin evde atlatılabileceğini bilmesinde fayda var. Çocuklar kışın en çok üst ve alt solunum yolları hastalıklarına yakalanıyor. Dr. İrem Oral, iştahsızlık, keyifsizlik, uykuda bozulmalar, burun akıntısı gibi belirtilerin çocuğun hastalanacağına işaret ettiğini söylüyor. 
 
Yenidoğan döneminden itibaren küçük yaştaki çocukların hastalıklara karşı korunması, hastalık durumunda ilk tedbirlerin evde alınması önemlidir. Bazı aileler en küçük bir hastalık belirtisinde soluğu hastanelerde alırken, bazı aileler hastalık işaretlerini fark etmiyor veya önemsemeyebiliyor. Çocuğun ilk doktoru olması gereken anne babaların hangi durumların risk sınırında olduğunu, hangi hallerin evde atlatılabileceğini bilmesinde fayda var. Göztepe Medical Park Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Oral'a çocuk sağlığıyla ilgili bilinmesi gereken en önemli ipuçlarını sorduk. Öncelikle sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çeken Dr. İrem Oral, 0-2 yaş arası beslenmenin hayatın geri kalanını sağlıklı geçirmek için önemli olduğunu vurguladı. Dr. İrem Oral, 0-6 ay arası sadece anne sütü ile beslenmenin anahtar rol oynadığını söyledi.

Hastalıklara karşı bağışıklık sistemleri henüz zayıf olduğu için çocukların yetişkinlere göre daha sık hastalandığını, ateşlendiğini belirten Dr. İrem Oral'ın verdiği bilgilere göre, çocuklarda en sık görülen hastalıklar kışın üst ve alt solunum yolu hastalıkları, yazın da ishaller. Döküntülü hastalıklar da bahar aylarında ve kışın daha sık görülüyor. İştahsızlık, keyifsizlik, uykuda bozulmalar, burun akıntısı, dışkılamada değişiklikler çocuğun hastalanacağının belirtisi olabilir. Beslenememe, sıvı alamama, yoğun öksürük, morarma, sık nefes alıp verme, ateşin düşürülememesi durumlarında hastaneye başvurulması gerekiyor.

 

Ateş, vücudun mikroplara karşı veya yabancı herhangi bir cisme verdiği cevaptır. Sağlıklı bir çocukta çevre ısısındaki değişimlere karşı vücut ısısı 36,5-37 derece arasında sabit tutulur. Koltuk altından ölçülen ateşin 37,4 derece üzerinde olması çocuğun ateşi olduğunu gösteriyor. Üst solunum yollarının basit viral hastalıklarına bağlı ateşli durumlar kendi kendine iyileşir. Ancak 3 aylıktan küçük bebekler, birlikte başka hastalığı olan veya bağışıklığı yetersiz olan çocuklar yüksek risk grubunda sayılıyor. Ateşin koltuk altından 38,5 derecenin üzerine çıkması çocukta huzursuzluk, uykusuzluk, beslenememe durumu oluşturuyor. Özellikle 6 ay-5 yaş arası çocuklarda ateşli havale geçirme riski olduğundan ateşin düşürülmesinde fayda var. Ateşi düşürmek için öncelikle çocuğun kıyafetlerini çıkarmak, ılık su ile duş aldırmak veya vücuduna ılık su pansumanı yapmak gerekiyor. Ateş düşmüyorsa paracetamol içeren bir ateş düşürücü dozu doktora sorularak verilebilir. Özellikle yeni doğan veya 3 aylıktan küçük bebekler ateşli durumlarda hemen doktora götürülmeli.

 

Ateşlenme, hastalanma dışında evde sıklıkla başa gelebilecek acil durumlardan biri de kazalardır. Özellikle düşmelerin 0-6 yaş arasında çok sık görüldüğünü belirten Dr. İrem Oral, vurulan bölgeye buz konularak soğuk uygulanmasını öneriyor. Şiddetli düşme ve kusma durumlarında solunum yolu açık tutulmaya çalışılarak çocuğun doktora götürülmesi gerekiyor.

 

Ayrıca 0-6 yaş arası çocukların düzenli aralıklarla doktor kontrolünden geçirilmesi ihmal edilmemeli. İlk 1 yaş içinde aylık, 1-2 yaş arası 3 ayda bir, 2-6 yaş arasında 6 ayda bir kontrollerin ve aşılarının yaptırılması unutulmamalı.

Bebek olan evlerde bulunması gereken sağlık malzemeleri

Bebek olan evde kazalara yönelik önlemler alınmalı, ocak etrafında, pencere, kapı, çekmecelerde kilit ve bariyerler olmalı, ilaç ve temizlik malzemeleri ortalıkta bırakılmamalıdır. Ateş ölçen bir derece, ateş düşürücü şurup ve fitil, sıcak ve soğuk su torbaları, yanık yara kremleri, yara bandı çocuklu evlerde mutlaka bulundurulmalıdır. 
 
zaman

YAZININ DEVAMI OKU...
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

bebek,anne,kadın,hayata dair herşey
Emzik hakkında merak edilenler
Çocuğunuzla inatlaşmayın
Hamile kalmanın en iyi yolları
KARDEŞ İLİŞKİLERİ VE KISKANÇLIK
Çocuğun ilk doktoru siz olun

Bağlantılarım

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım